30 Ara '14

bu benim köyüm ekibi

0 Shares

GEZGİNİN GÖZÜNDEN DÜNYA KÖYLERİ – Komşuda Bir Köy İya 2

” DÜNYADA EN ÇOK FOTOĞRAFI ÇEKİLEN YER ”

Önce Yani’yi tanıdım sonra İya köyünü. Anlatacaklarımın çoğunuda ondan öğrendim.

İya köyü, Ege nin ortasında Santorini adasında yer alıyor, Kiklad adalar topluluğunun bir parçası Delos ve Mikanos adalarına komşu rüya gibi bir yer. Sanki bir masal diyarında dolaşır gibi oluyorsunuz köyü gezerken Ege’nin sert rüzgarlarına, suyun kıtlığına, doğanın bütün hırçınlığına rağmen var olmuş ve var olmayı inatla sürdürmüş bir masal diyarı.

” Güzel” dedim ya,  yetmez, öyle böyle bir güzellik değil.

Bütün zor şartlara rağmen bu adanın halkı öyle güzel bir yurt kurmuşlarki burada, anlatılmaz. Görmek yaşamak gerek.

Bu köy, “dünyada en çok fotoğrafı çekilen yer” ünvanına sahip.

Köye gelen ziyaretçiler, turistler, gördükleri güzellik ve doğallık karşısında öyle etkileniyorlarki, hepsi yaşadıkları bu rüyanın gerçek olduğunu belgelemek istiyor, fotoğtafını çekiyor, dostlarıyla paylaşıyorlar.

Yüksek, sarp volkanik kayaların üzerinde kurulu bir köy ve hilal şeklinde bir ada burası. Binlerce yıl önce soğuyan volkanik tüf kayalarının içine oyularak, yamaçlara yapılmış mağara evlerden oluşuyor köyümüz.

Evlerin çoğunun bir cephesi denize bakıyor. Hepsi bembeyaz kireç boyalı. Tüm kapılar, pencereler maviye boyanmış. Daracık taş sokaklarda eşeklerle, katırlarla dolaşıyor insanlar. Çoğu ara sokak araç girmeyecek kadar dar. Mavi kubbeli küçük beyaz kiliseleri, begonvillerin sardığı beyaz duvarları, pencere önlerinde fesleğen saksılarıyla, denize amros durup kuşbakışı tepeden bakan bir köy, İya.

 

Burası çok sıra dışı bir yer.

Öncelikle içinde bulunduğu santorini adası bir efsane.İlginç bir tarihi var.

Milattan önce 3500 lerde antik Girit – Minos uygarlığının bir parçasıymış. Girit adasında milattan önce 2600 lerde en parlak çağlarını yaşayan bu uygarlığın Anadolu kökenli olduğunu Mısırla ve Akdeniz’in doğu limanlarıyla ticari ve kültürel ilişkileri olduğunu biliyoruz. Yüzyıllar içinde bu uygarlık Ege adalarına da hakim olmuş.

Bizim adamız ve köyümüzde bundan nasibini almış. Almış ama, bununla kalmamış. Doğusunda Anadolu, batısında Yunan, güneyinde Mısır. Bütün uygarlıklardan beslenmiş, ışık almış. Bilimi, akıl ve bilgelikle yoğurup güzelliği bulmuş. Muhteşem bir uygarlık geliştirmiş . Yunanlı düşünür  Plato’ nun, Mısırlı Osiris rahibi kardeşlerinden öğrenip naklettiğine göre Atlantis uygarlığı burasıymış.

Platon ünlü eseri, Devlet kitabında, ideal devleti anlatırken uzun uzun bahseder buradan. Atlantis, uygarlığın en üst düzeye ulaştığı, insanların mal ve mülkte ortak olduğu, herkesin herşeyi kardeşce paylaştığı, bilginin, aydınlanmanın öğrenmenin ve öğretmenin ortak hedef olduğu bir yermiş… öyle bir yer düşünün ki; tüm insanlar, dogmalarından, ön yargılarından, egolarından kurtulmuş. Herkes refah ve mutluluk içinde. Üstelik, “en doğrusunu biz biliriz, en iyisini biz yaptık” diye gözlerini dünyaya kapatmamışlar. Düzenli olarak komşu ülkelere elçiler, heyetler göndererek onların uygarlıklarını bilgi ve birikimlerini tanımaya çalışıyor daha iyi yönleri varsa bunları alıp kendi uygarlıklarına adapte ediyorlarmış.

En güzeli de, bu uygarlık alışverişini bencilce tek taraflı olarak yapmamışlar. Komşularında gördükleri eksiklikleri, onları kırmadan gösterip gelişmelerine yardımcı olmaya çalışmışlar. Sahip oldukları uygarlıkları barış yoluyla yayıp tüm insanlığın gönenci için  çalışmışlar. Yunanlı düşünür Platon’ un Devlet’inden, İtalyan filozof Tomasso Campenella’ nın Güneş uygarlığına, İngiliz Thomas More’ un ütopyasına kadar pek çok düşünüre esin kaynağı olmuş.

 

Bu muhteşem uygarlık, bizim köyümüz İya nın olduğu yerdeymiş bir zamanlar. Taaki, volkanik bir patlama tarihten silinceye kadar.

İşte, bizim köyümüzün halkı da bu insanların torunları. Bu uygarlık hakkında anlatılan yazılan çizilen o kadar çok şey varki. Ne kadarı bilimsel, ne kadarı doğru, ne kadarı efsane, işin içinden çıkmak mümkün değil.

Aslında böyle olması da doğal. Çünkü, konu  hepimizin hayalini kurduğu, ideal toplum, mükemmel devlet.

Böyle olunca da herkes kendi hayalini eklemiş efsaneye. Bu uygarlığın mayası olan antik  Girit uygarlığı hakkında da çok fazla bilgimiz yok. Her ne kadar arkeolojik kazılar bize çok ileri olduklarını gösterse de yazıları henüz çözülememiş. Bu dil pek çok yaşayan yada ölü dilden farklı olarak linear A formundadır. Yani soldan sağa ( yada sağdan sola) doğru harflerin doğrusal bir biçimde yazıldığı linear B gibi değil. Çöreklenmiş bir yılan yada salyangoz kabuğu  gibi sarmal şeklinde yazılmıştır. Yine arkeolojik kazılarda insanın kafasını karıştıran birbaşka gariplik daha var. İya köyü ve Akrotiri civarında bulunan antik çağdan kalma yataklar yanlış okumadınız insanların yattığı yataklar bunların boyu ortalama 1.20 cm  (bulunan en uzunu 1.50 cm) yani insanların boylarının bir metre civarında olduğunu düşünmek gerekiyorki,  bu da çok garip.

Köyümüz İya, bir zamanlar yuvarlak tepsi gibi olan bu yüksek adanın ortasındaymış.

MÖ. 1649 da bütün Ege ve Akdeniz uygarlıklarıyla beraber köyümüzün kader de değişmiş. Günümüzden 3671 yıl önce, adada korkunç bir volkanik patlama yaşanmış. Hani arasıra tv lerde patlayan, püsküren volkan haberleri görüyoruz ya, işte onlar, bunun yanında havai fişek patlaması bile sayılmaz. Bu patlama dünya tarihinde bilinen 2. büyük volkanik patlama (ilki günümüzden ellibin yıl önce yaşanan ve büyük buzul çağını başlatan volkanik patlamadır)

 

Öyle büyük bir patlama düşünün ki; adanın neredeyse yarısı havaya uçmuş,çevredeki irili ufaklı pek çok ada yok olmuş, meydana gelen dev tsunami dalgaları bütün Ege ve akdeniz kıyılarını vurup yerle bir etmiş, haftalarca püsküren lavlar ve küller sonunda atmosferi kapatıp aylar süren karanlığa neden olmuş, mevsimler kaybolmuş, bu afetten sonra 2 yıla yakın bir zaman Ege ve Akdeniz kıyılarında hasat yapılamamış.

Kıyılarda yaşayan ve kurtulmayı başaran pek çok kavimin bu dönemde iç kısımlara göç etmek zorunda kaldığı, yeni yurtlar aramaya başladığı biliniyor.

Kim bilir belki de Akdeniz havzasında yaşayan tüm halkların ortak tufan efsanesinin altında belkide  bu afet yatıyordur.

Kimileri önceden başlayan depremleri önemseyip bölgeden kaçıp kurtulmayı başarmış ama bu acı olaydan sonra pek çok uygarlıkta silinip yok olmuş. Yok olmuş ama, onların efsaneleri kurdukları medeniyet hep anlatılmış. Homeros’un iliada ‘sından çağdaş meddahlara kadar hep bir ütopya, hep bir ülkü olarak insanlığın kollektif  bilincinde izler bırakmış.

Zamanla acılar unutulmuş yüzyıllar içinde Anadolu’dan ve Yunan ana karasından göçlerle yeniden medeniyet yeşermeye başlamış bu topraklarda.Torunlar dedelerinin köyüne geri dönmeye başlamış.

İşte bizim köyümüz İya da, bu dönemde yeniden doğmuş. Ama artık adanın ortasında değil kıyısında. Çünkü tepsi gibi yuvarlak olan adadan geriye, hilal gibi bir yarım halka kalmış. Sarp bir uçurumun kenarında volkanik kayaları oyarak yaptıkları mağara evlerde yaşamış ilk yerleşenler. Tabi en tepede adanın rüzgarı bol yerlerinde yel değirmenleri, uçurumun dibinde, kıyıda “limani”,  balıkçı kayıklarının bağlandığı” skala”.

İster adada, ister karada olsun antik Yunan kentlerinin limanları şehre yakın, ama dibinde değildir. Daha doğrusu şehirler biraz kıyıdan içerlek kurulmuştur. Hem denizden gelecek işgalcilerden, korsanlardan, hem de kışın sert rüzgarlarından korunmak için. Kıyının dik ve sarp olduğu yerlerde limana inen ve oradan da sahildeki sandallara teknelere geçilen taş merdivenler vardır. Bunlara” skala” denir. Bizim” yalı” dediğimiz yerler, borum yalısı, bitez yalısı gibi.

İşte bizim köyümüzün skalası da böyle sarp bir uçurumun kıyısında. Yüzlerce basamaktan oluşan yılankavi bir patikayla inilip çıkılıyor. Öyle dik ki sırtınızda yükünüzde varsa inmekte çıkmakta ölüm.

Tek çare köy halkının can dostu eşekler ve katırlar. Bir zamanlar adanın en varlıklı sayılanları, en çok katırı olanlarmış.

Zaman içinde köyümüz de, ada halkı da, denizcilikle, ticaretle zenginleşip çoğalmış. İki kıyı arasında hem ticaret hem uygarlık taşımışlar.

Kiklat adalar topluluğunun tam merkezinde Delos adası yer alır. Bizim köyümüz İya’nın bulunduğu Santorini’nin hemen yanıbaşında, MÖ. 5. YY dan itibaren bu adalar topluluğu, büyük bir uygarlığın yeniden merkezi olmuş.

O aydınlık günler geri gelmiş. Batı Anadolu ve Helen ana karasındaki krallıklarla tüm Ege adaları büyük Delos birliğini kurmuşlar. Delos adasında ortak yararlar için bir federasyon kasası kurulmuş.

Bu adada bulunan Apollon tapınağındaki bilge rahipler, tapınağın giriş kapısına yazdıkları ” KENDİNİ BİL” yazısı ile ezoterik felsefelerini kısaca özetlemiş ve bu düsturla öğretilerini sürdürerek ışık yaymışlar. Samoslu düşünür Pisagor gibi pek çok filozof da bu mabette çalışmış. Mısır Osiris rahiplerinden aldığı ışığı, Apollon rahibi kardeşlerine, oradanda tüm insanlığa taşımıştır.

Benim ihtiyar balıkçı Yani,

-__ Bu adada acıyla sevinç kardeştir, demişti.

Gerçekten de doğru. Adanın tarihine bakınca bunu anlamak çok kolay. İşgaller, savaşlar, depremler… ama güzel, mutlu günler de var.

Sevgiyle kalın

İSMAİL ERBAŞ

 

 YAZININ  I. BÖLÜMÜ İÇİN  TIKLAYIN

YAZININ  III . BÖLÜMÜ İÇİN  TIKLAYIN

 

 İsmail Erbaş’ın Köşe yazıları için TIKLAYIN

 

About bu benim köyüm ekibi

Related Posts

Leave a Reply

*