GEZGİNİN GÖZÜNDEN DÜNYA KÖYLERİ – Komşuda Bir Köy İya 1
30 Ara '14

bu benim köyüm ekibi

3 Shares

GEZGİNİN GÖZÜNDEN DÜNYA KÖYLERİ – Komşuda Bir Köy İya 1

“ÇİFTE TELLİ TURKİKO, ŞİNANAY YAVRİM ŞİNANAY “

Size komşumuzdaki bir köyden bahsetmek istiyorum. Hemen yanı başımızda mavi Ege nin ortasındaki Santorini adasının İya ( Oia) köyü.

Yıllar önce bu adada yaşlı bir balıkçıyla tanışmıştım; köyün kıyısında küçük limandaki 3-5 mütevazi evden birinde yaşıyordu.

Taştan örülmüş duvarları derme çatma bir çatısı ve mavi boyanmış pencereleriyle küçük tipik bir Yunan eviydi bu.

Küçük ama çok şirin, bir duvarını saran pembe begonviller, evin önüne uzanan ahşap bir sundurma, yerlerde kimi kovaya, kimi peynir tenekesine dikilmiş sardunyalar… Taş evin hemen yanında küçük tahta bir kulübe, önünde yığılmış balık ağları,  şamandıralar, kepçeler, fileler, çapalar tahta duvara asılı nuhnebiden kalma pompalı birkaç gaz lambası.

Deponun hemen yanındaki açıklıkta da  karaya çekilmiş ve dökülen boyasına kuruyup çatlamış tahtalarına ve açılmış kalafatlarına bakılırsa en az benim yaşlı balıkçıyla yaşıt,  gazeli çıkmış bir sandal yatıyordu.

İlk fark ettiğim şey bu dökülen perişan haldeki sandal kalıntısının burnundaki resim ve yazan isim oldu. Sandalın bu haline inat burnunda Yunan tanrısı Apollon ‘un genç bir delikanlı olarak sureti ve altında da ismi yer alıyordu.

 

Önce evin önünü süpüren tepeden tırnağa siyahlar içindeki yaşlı kadını gördüm. Elinde bir çalı süpürgesi iki büklüm olmuş beline rağmen bir yandan homurdanıp kendi kendine konuşuyor bir yandan da hırsla yerleri süpürüyordu.

Hani bizim Karadeniz deki neneler vardır ya, sırtında küfe düz tepeye tırmanırlar, işte öyle bir ihtiyar.

Uzaktan biraz seyrettim, tam çaktırmadan fotoğrafını çekecektim ki evin içine girdi. Çok geçmeden elinde bir kova su ve bir maşrapayla çıkıp kapı önündeki çiçekleri sulamaya başlamıştı ki çok tanıdık bir masa ilişti gözüme.

Üzerinde mavi beyaz çizgili bir örtü olan tahta bir masa, iki yanında birer tahta sandalye ve bir ayağı kırık küçük tahta bir tabure. Hepsi de çok eski.

Daha tanıdık olansa masanın üzerindekilerdi. Çay bardağı boyundaki bir kadehe doldurulmuş bir duble uzo, üzerinde mini etekli bir kız resmi olan mini marka küçük bir uzo şişesi, melamin bir tabakta beyaz peynir, başka bir tabakta biraz pilaki, sahanla kase arası metal bir kapta biraz caciki, diğerlerine hiç benzemeyen bir başka tabakta ise birkaç dilim lakerdayla 3-5 tane sardalya.

O an bu güzel ve mütevazı çilingir sofrasında eksik olanın ne olduğunu fark etmiştim, masanın ekabiri.

Ben bunu aklımdan geçirirken arkamdan davudi bir ses

-__Kalispera, tikalis, diye seslendi, döndüm.

Birkaç metre ilerimde yerdeki ağların yanına çökmüş elindeki mekikle ağları onaran ihtiyar balıkçıyı gördüm. Bende selam verip yanına yaklaştım, tanıştık.

Yüzünde hem yılların hem güneşin hemde tuzlu suyun açtığı derin kırışıklıklara rağmen gözleri, genç bir delikanlı gibi pırıl pırıl, masmaviydi. Ağ atmaktan, ağ çekmekten iğnelere yem takıp kürek çekmekten paramparça olmuş elleri ise kerpeten gibi güçlüydü. Elimi sıkıp gülümsediğinde parmaklarım kırılacak zannettim. Biraz sohbetten sonra,

-__Nerelisin? diye sorunca,

– __Karşıdanım, dedim.

Ayağa kalktı o sert ifadeli yüzüne önce sıcak bir gülümseme yayıldı sonra iki kolunu yanlara açıp parmaklarını şıklatarak,

__ Çifte telli turkiko, şinanay yavrim şinanay, diye şarkı söyleyip  oynamaya başladı.

İtiraf edeyim,” işte”, dedim,” köyün delisini buldum ”

Oysa iki saat sonra belki de yaşayan son Yunan filozofu olduğunu anlamıştım. Akşam üstüydü mavi saat ağlarını bıraktı.

-__Ela vree turko, dedi.

Beraber masaya oturduk evin kapısına doğru dönüp içerdeki yaşlı kadına seslendi,

-__Elenii , Eleniii!

Cevap yok

-Panayamu” diye biraz kızarak daha kuvvetle bağırdı,

-__ Eleniiii!!!

Bana dönüp güldü:

-__Hiç duymaz benim karı ama hep konuşur.

Sonunda o yaşlı kadın,

-__Neee, diye seslenip dışarı çıktı.

Birşeyler söyledi Yani .

Ve tekrar içeri girdi yaşlı kadın, ama yine söylenerek, homurdanarak.

Önce sundurmanın direğine sarılmış kablonun ucundaki küçük ampulden zayıf cılız bir ışık yayıldı etrafa, sonra siyahlar içindeki ihtiyar kadın bir elinde cızırdayan pilli radyo, öbür elinde boş bir rakı kadehi ile çıkageldi.

Radyoda dilini anlamadığım ama tanıdığımdan kesinlikle emin olduğum Rumca şarkılar çalıyordu. Gramofon tadında bir ses çıkıyordu eski radyodan ve dalgaların sesine karışıyordu bu tanıdık nameler. Her yer Ege kokuyordu…

İhtiyar kadın elindekileri masaya bırakıp yüzüme baktı.

İlk kez gülümsediğini görmüştüm sonra arkasını dönüp yine homurdana homurdana eve geri girdi.

-__Hep konuşur benim kari ama hiç duymaz ,deyip, kendi kendine güldü Yani.

-__Eskiden böyle değildi bu kari,

-__Haline şükret, dedim,

__Herşeyi duyup hiç konuşmayan kadın çok daha tehlikelidir.

Yani kahkayı bastı

– __Bravo bire Turko. Sen çok akıllı adamsın, rakı içenin hali başka oluyor tabi, diyerek kadehini kaldırdı

-__Yasu, deyip yudumladık ve koyu bir sohbet başladı.

İşte benim bu güzel Yunan adasındaki İya köyünü tanımamda böyle başladı.

Sevgiyle kalın

İSMAİL ERBAŞ

 YAZININ  II. BÖLÜMÜ İÇİN  TIKLAYIN

YAZININ  III . BÖLÜMÜ İÇİN  TIKLAYIN

 

 İsmail Erbaş’ın Köşe yazıları için TIKLAYIN

About bu benim köyüm ekibi

Related Posts

Leave a Reply

*