12 May '15

bu benim köyüm ekibi

0 Shares

GEZGİNİN GÖZÜNDEN DÜNYA KÖYLERİ – VENEDİK KÖRFEZİNDE BİR ADA, BURANO 3. BÖLÜM

“RÜZGAR  MARKO,  BERTA  TEYZE  VE  ADADA  SEKSEN  YIL “

Yıllar önce bir yaz akşamı küçük evinin girişinde dantel ören yaşlı bir kadınla tanışmıştım bu adada.  Berta teyze seksen yılı geride bırakmasına rağmen sabırla dantel örüyordu. Biraz sohbet ettik. Önce bana evinin içini gezdirdi. Ggururla duvarlardaki yağlı boya resimleri gösterdi:
– İyi ressamdır, diye anlattı.
Hatta bir resmi Romada, Vatikan Müzesi’nde sergileniyormuş. Gözlerindeki gururu, sevinci anlatmam mümkün değil. Öyle güzel, öyle insancaydı ki!
Doğrusu kızının ressam olmasına şaşırmadım. Ömrünün altmış yılından fazlasını sanatla geçiren bir annenin kızının da sanatçı olması sürpriz değildi.
Resimleri gösterdikten sonra Berta teyze  sandalyesine kurulup dantelini eline aldı,  bir duraklayıp gözlüklerini taktı:
– Yaşlandım artık gözlüksüz işleyemiyorum ama bir türlüde alışamadım şu gözlüğe, dedi.
-Yok canım ne yaşlanması, dedim gülerek. O  benden muzipmiş meğer:
-Tabii    tabii  yakında istemeye gelecekler, gelinlik kız oldum, deyip kahkahayı patlattı
Karşılıklı gülüştük epeyce.
Elindeki danteli sordum:
-Ne dantelidir bu, diye ve uzun bir hayat hikayesi dinledim.
Yıllar önce Almanya’ya işçi olarak giden ama birkaç yıl sonra geri dönen kocasından bahsetti biraz.
-Çok içerdi ama iyi adamdı benimki. Çok da yakışıklıydı. Rüzgar Marco, derlerdi ona. Ee bende güzel kızdım tabi. Şu köydeki kızların hepsi aşıktı benimkine!
Gözlerinde muzur yaramaz bir gülümsemeyle dantelini bırakıp eliyle belini göstererek:
-Benim saçlar buramda o zamanlar. O zamanlar güzel kızdım bende. Biz evlendik Marco yla. Hemen çocuk oldu. Bizde öyledir. Şimdiki gençler başka. Düşünüyorlar, taşınıyorlar, ohooooo!!!
– Niye Rüzgar Marco derlerdi? Denizci miydi? diye sordum.
Berta teyze acı acı gülümsedi:
-Çok havalı adamdı benimki, girdiği yerde rüzgar estirirdi, diye cevapladı.
Benim merakla, soru işaretine dönmüş gözlerime bakıp daha ben sormadan o cevabı verdi:
-Bir rüzgar esti Almanya’ ya gitti, yapamadı geldi. Sonra bir başka rüzgar esti, denizci oldu.
Başka işte bilmezdi zaten.
Boş bulunup
-Eeee ? deyiverdim.
Duvardaki fotoğrafı gösterdi.  Briyantinle taranmış, siyah saçlarıyla otuzlarında yakışıklı bir İtalyandı işaret ettiği:
– Gemisi battı, bir daha dönmedi .
Üzüldüğümü söyledim güldü:
– Ohooo, sen üzüntüyü bende görecektin. Üç çocuk… Otuzumda dul kaldım… Para yok, iş yok… O zamanlar çok fakirlik vardı…
Bir solukta yılları anlattı Berta teyze. Çamaşırcılık yaptığını, pazarcılık yaptığını, her şeyi tek tek anlattı. Sanki yıllardır birisi,  sorsa da anlatsam, diye bekliyormuşcasına dolu dolu heyecanla anlattı:
– Büyük oğlum Kanada’ya göçmen gideceğini söylediğinde içim parçalanmıştı. Ama gitme de diyemedim. Para yok, iş yok. O zamanlar İtalya çok fakirdi.
-Eeee,  git mi dediniz peki? diye sordum. Bilgece bir ifadeyle kendisinden hiç beklemeyeceğim bir ses tonuyla:
-Ona babasının fotoğrafını gösterip bu duvarda bir fotoğraf daha asacak yer yok, dedim.
Berta teyze mendiliyle gözünü silerken şu gözlüklerede alışamadım bir türlü diyordu. Hüzünlü bir hava çökmüştü içeri vakit ilerlemiş yavaş yavaş kaybolan gün ışığı yerini masanın üzerindeki spot lambanın sarımsı ışığına bırakmıştı.
Berta teyze sahnede Hamlet oynayan bir sanatçı gibi karanlığın ortasında ışığın önündeydi. Yarı açık duran sokak kapısının önündeki tente perdenin arasından süzülüp içeri giren siyah kedinin miyavlayışı bozdu sessizliği, ikimizde gerçek hayata dönüverdik.
-Tamam veriyorum şimdi” diye ayağa kalkan Berta teyze, pırıl pırıl simsiyah tüyleri ve bal rengi gözleriyle kediden çok bir panter edasıyla bakan hayvanın yemek kabına birşeyler koyup yerine döndü.
– Bu benim can yoldaşım. Adı ,Marco. Rahmetlininde gözleri böyleydi, deyip dantelini eline aldı. Şu dantel olmasa biz açtık evladım, dedi.
Elindeki danteli bana çevirip:
-Üç çocuk büyüttüm ben bu işle, kolay değil, dedi. İçimden sevindim konu değişti diye.   Ama bu kez ben merakımı yenemedim:
– Oğlunuz ne oldu? Gitti mi Kanada ya, diye sordum. Cebinden bir fotoğraf çıkarıp uzattı.        Tipik bir İtalyan restaurantının önüne dizilmiş kalabalık bir İtalyan ailesi vardı fotoğrafta.
Anne, baba, boy boy üç erkek çocuk ve bir bebek. Tek tek anlattı hepsini.
-Bu en küçük olan torun, iki yaşında. Adı Berta, diye, annesinin kucağındaki küçük bebeği gösterdi. Gelin Kanadalı. Ama iyi kız. Benim adımı o vermiş bebeğe, diye gülerek fotoğrafı elimden alıp öptü. Doğduğundan beri gelmediler hiç. Elime almadım ne güzel kokar bebekler bilir misin, deyip fotoğrafı koklayıp tekrar öptü ve cebine yerleştirdi.
 Gözlerindeki mutluluk, özlem öyle yoğun, öyle doluyduki tarifi çok zor. Elindeki danteli bana çevirip:
– Bak bunu küçük torun doğduğunda başladım, deyip uzatınca danteldeki şekilleri sıraya dizilmiş boy boy insan figürlerini anlamaya başladım.
Berta teyze gurbette yaşayan oğlunun ve torunlarının özlemini dizmişti dantele, düğüm düğüm sabırla. İşte o an anladım neden bu dantellerin bu kadar değerli, bu kadar özel olduğunu. Sadece emek, göz nuru değil. İşin içine ruhta girince duyguda katılınca, emek; sanat oluyor, sanat; ekmek oluyor.
Bugün Burano, İtalya nın en önemli turizm merkezlerinden biri. Turistlerin konaklayacağı pek yer yok. Çoğu günü birlik geliyor ama ,hergün binlerce insan geliyor. Yemek yiyorlar. çarşıda alışveriş yapıp bisküvileri, dantelleri satın alıp milyonlarca Euro para bırakıyorlar           Bunun sırrı çok basit; bu insanlar kültürlerine sanatlarına mimarilerine sahip çıkmışlar; korumuşlar O güzel, şirin iki katlı evleri yıkıp apartman yapmamışlar.
” Bunların devri geçti” diye dantellerini bırakmamışlar,
”  Fabrikada da yapılıyor” diye o güzel doğal bisküvileri yapmaktan vazgeçmemişler.
 İnsan bunları görünce
” Bizim neyimiz eksik” diye soruyor.
Binlerce yıllık Anadolu kültürümüz, eşi benzeri olmayan güzelliklerimiz, folklorumuz, mutfağımız varken umudu dışarıda aramamıza gerek var mı?
Tek yapmamız gereken, sahip olduklarımıza sahip çıkmak
 Sevgiyle kalın.
 İsmail Erbaş

   İsmail Erbaş’ın Köşe yazıları için TIKLAYIN

About bu benim köyüm ekibi

Related Posts

Leave a Reply

*