27 Kas '16

bu benim köyüm ekibi

0 Shares

HALİDE EDİP, SEZER SEZİN ve VURUN KAHPEYE

40’lı, 50’li yıllardan itibaren salonların ve gösterim olanaklarının artmasıyla, sinema kentten kırsala yönelirken, filmlerin kahramanları da köyün, kasabanın gerçekliklerine yönelir. İdealist devlet görevlileri dönemin filmlerinde başrollerdedir. Bu filmlerde öğretmenler, doktorlar köylere gelirler ve oradaki yaşamla yüzleşirler; ‘genç cumhuriyetin aydınlanmacı öncüleri olarak’ gericiliğe, cehalete, hastalıklara karşı mücadele ederler.

Reşat Nuri Güntekin’in eserinden uyarlanan, Turgut Demirağ’ın 1947 yılında yönettiği Bir Dağ Masalı adlı filmde, geri kalmış bir köye yerleşen, idealist bir öğretmenin öyküsü anlatılır.

Dönemin asıl önemli filmi, Lütfi Ö. Akad’ın 1949’da yönettiği ve Sezer Sezin’i de yıldızlığa taşıyan Vurun Kahpeye’dir.

Film Halide Edip Adıvar’ın aynı adlı eserinden uyarlanır. Bu film, bir sonraki dönemin köy filmlerinde iki yeni temanın yolunu açar; köylülerin bir millet duygusuyla kahramanlık gösterdiği anlatılar (Hürriyet Şarkısı, 1951, Bulgar Sadık, 1954) ve Anadolu’ya giden öğretmenler, doktorlar, ebelerin hikâyelerini anlatan filmler (Adak Tepe, 1952, Şafak Sökecek, 1951).

    Vurun Kahpeye filminin üç kez sinemaya uyarlanmış olması da filmin ayrı bir özelliği/başarısıdır. Halide Edip Adıvar’ın romanını filme çekmek Sezer Sezin’in fikridir.

1884, İstanbul doğumlu olan ve kayıtlara “yazar, siyasetçi, akademisyen, öğretmen” olarak geçen Halide Edip Adıvar’ın ölüm tarihi 9 Ocak 1964. Bu satırları Halide Edip’in ölüm yıldönümünde yazıyor olmam tamamen rastlantı. ‘Bizim Köy’ için Vurun Kahpeye filmini yazmaya karar verdiğimde filmin çekilen üç versiyonundan söz etmeyi düşünüyordum. Halide Ediple ilgili bilgilerimi tazelerken yazıyı yazdığım 9 Ocak’ın Halide Edip Adıvar’ın da ölüm tarihi olduğunu fark ettim. Rastlantı…

Sezer Sezin

   Sinemamızın ilk ve gerçek yıldızı Sezer Sezin’dir kuşkusuz. Sezer Sezin, ilk yıldız oyuncularımızdan, öncü sinemacılarındandır. Muhsin Ertuğrul dönemi sineması “Tiyatrocular Dönemi”dir. Tiyatrocuların egemenliğinde olan sinemada oyuncular tiyatrocu, oyunlar tiyatrovaridir. Cahide Sonku bu dönemin yıldızlarındandır. Sinemacılar kuşağının ilk yıldızı, sinema dilindeki oyunuyla Sezer Sezin’dir. Birçok sinemacıda onun emeği vardır. Örneğin Ö. Lütfi Akad, Atıf Yılmaz, Memduh Ün, Semih Evin, Hüseyin Peyda gibi sinemacılarımızın ilk filmlerinde Sezer Sezin’in payı büyüktür, onun önerileri ve “baskılarıyla” başlamışlardır.
Lütfi Akad’ın sözünü ettiği filmler, Tahir ile Zühre ve Arzu ile Kamber’dir. Filmler başarısız olmuştur. Fakat Sezer Sezin’in yeri ayrıdır. Onun farklı bir kişiliği vardır.Erman Film’in kurulması ve filmciliğe başlaması da Sezer hanımın “diretmesiyle” olmuştur. Lütfi Akad ustamız Sezer Sezin için, “Çok kuvvetli bir kişiliği var. Kişiliğinin kuvvetliliği bedbaht olmasına sebep olmuştur.” diyor. Âlim Şerif Onaran’ın hazırladığı Lütfi Ö. Akad kitabında, “Sezer’in yetenekli bir oyuncu olduğu hakkında bir fikrimiz var. Bu filmlerde Sezer Hanım bir başarı sağladı mı?” sorusunu Ö. Lütfi Akad hocamız şöyle yanıtlar: “Sağladı, Sezer’in şöyle bir özelliği vardır: Az oyuncuda rastlanan bir özelliktir bu. En kötüsünden en iyisine kadar hangi rolü alırsa, yüklenirse, onun üzerinde elinden geldiğinin fazlasını yapan, her şeyi son derece ciddiye alan bir oyuncu idi. O bakımdan Sezer’e söylenecek, Sezer için söylenecek hiçbir şey yoktur. Yani o filmleri bugün seyretseniz ve Sezer’e baksanız; yönetmenden, görüntü yönetmeninden, diğer oyunculardan, her şeyden farklı bir kişiliği olduğunu fark edersiniz.”

Sezer Sezin 1929 yılında Eyüp Sultan’da doğar. Çok küçük yaşta tiyatroya ve sinemaya ilgi duyar. Evden kaçıp filmlerde küçük rollerde oynar. İlk ciddi çalışması Atilla Revüsü‘ndeki çalışmasıdır. “Daha 14 yaşındaydım Atilla Revüsü‘nde oynarken. Balkanların en önemli revüsü diyorlardı. Daha sonra sinema hayatım başladı. Aslında zaten daha evvel okuldan kaçıp Yayla Kartalı filmine figüran gittik arkadaşlarla, annemizden babamızdan gizli. Daha sonra Sezer Tiyatrosu’nu kurduk. Çok küçük olmama rağmen atılgandım, hâlâ da öyleyim.

 “İlk filmim Köroğlu idi. O sıralar Lütfü Akad, Şakir Sırmalı ve Hürrem Erman’la bir gruptuk. Sinema aşkı çocukluğumdan beri rüyalarımdaydı. İlla film yapalım diye tutturdum. Hürrem’ in Adapazarı’nda sinema salonları vardı. Ne kadar direttiyse de ben galip çıktım ve film yapımcılığına geçtik. Damga, Vurun Kahpeye, Lüküs Hayat derken sinemaya adım attık. O zaman Türk filmleri Taksim Sineması’nda 2 ya da 3 gün oynardı.Damga 4 hafta oynadı. Derken arkasından Vurun Kahpeye beni yıldız yaptı.”Kendi kendini yaratan insanlardandır Sezer Sezin. Çok küçük yaşlarda, annesinden habersiz evden kaçarak Hürriyet Apartmanı (1944) ve Yayla Kartalı (1945) filmlerinde küçük rollerde oynar. Yapımcı Necip Erses’in isteğiyle, Köroğlu filminde başrollerden birini oynar. Damga (1948) filmindeki ilk önemli oyunuyla ünlenir. Filmin bir hafta salonlarda kalmasını umarlarken, dört hafta gösterilir, kapılarda uzun kuyruklar oluşur. Arkasından Vurun Kahpeye (1949) filmi ile yıldızlaşır.

Sezer Sezin, Vurun Kahpeye filmi ile büyük bir başarı elde eder. 1955 yılında Türk Filmi Dostları Derneği’nin 3. kez düzenlediği Türk Filmleri Festival’inde Kaçakfilmindeki rolüyle En Başarılı Kadın Artistler ödülünü, 1965’te de 34. İzmir Enternasyonal Fuar’ı 1. Film Şenliği’nde Üç Tekerlekli Bisiklet filmiyle en iyi kadın oyuncu ödülünü alır. Ayrıca onur ödülleri, festival dışında özel ödülleri de vardır.

“(…) Erman Kardeşler’de müdür olarak çalışmaya başlamıştım. Erman Kardeşler’in ilk filminde Sezer Sezin oynamıştı. Onun getirdiği bir teklifle Hürrem Bey, Vurun Kahpeye üstünde düşünmeye başladı. (…) Satın aldık telif hakkını. Sonra da oturduk, Hürrem Bey, Sezer Sezin, Temel Karamahmut, İbrahim Serpil, Selahattin Küçük ve ben tartıştık. Sanıyorum bir iki günlük bir ön çalışma yaptık. (…) Bir gün sordum Hürrem Bey’e ‘bunu kim yürütecek?’ diye. ‘Sen yapacaksın’ dedi. (…) ‘Bu ağır bir işti. Ben şimdiye kadar böyle bir şey yapmadım’ dedim. ‘Yaparsın, yaparsın!’ dedi. O zaman tereddüt ettim. Sanıyorum Hürrem Bey’in bu teklifinde Sezer Hanım’ın bir etkisi olmuştur. Tabii karar veren Hürrem Bey’di ama Sezer Hanım’ın teşviki olmuştur, sanıyorum. Sezinlediğim kadarıyla böyle oldu.” ((2)       Âlim Şerif Onaran. Ö. Lütfi Akad, Sf 23, 24, 25. Afa Yayınları Mart 1990 )
Lütfi Akad usta, Işıkla Karanlık Arasındaadıyla yayınlanan anılarında o günleri tekrar şu cümlelerle aktarır: “Bir gün Hürrem Erman bir kitap uzattı ‘Bunu oku bakalım’ dedi. Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kahpeye adlı kitabıydı, Sezer Sezin getirmiş. (…) Bir gün sırf merakımı gidermek için sordum: ‘Yönetmeni kim olacak bunun?’ Hürrem Erman gülerek ‘Sen’ dedi. Gülüyordu ama şaka eder bir hali yoktu. Ciddi olduğundan kuşkulanarak ‘Ben böyle bir şey yapamam’ dedim. Sakin bir şekilde ‘Yaparsın, biz düşündük yaparsın’ dedi. Biz dediği Sezer Sezin’di. Vurun Kahpeye kitabını o seçtiği gibi ‘Aliye öğretmen’ rolünü kendisinin oynayacağı doğaldı. Bu nedenle kafa dengi, rahat konuşacağı, ortak çalışma yapabileceği bir yönetmen arıyordu. Benim bu işin altından kalkabileceğime kendince inanmış olacaktı.” (Lütfi Akad. Işıkla Karanlık Arasında)

Filme çekilecek öyküyü Sezer Sezin belirlemiştir, sonrasında senaryo çalışmalarına katılmış, filmi kimin yöneteceğini belirlemiş ve başrolünü oynamıştır. Sezer Sezin sadece bir oyuncu, sadece bir yıldız değildir. Öncesinde “Erman Kardeşler” film şirketinin kurulmasında, “Damga”, Vurun Kahpeye ve sonraki filmlerde yaşanan tüm süreçlerde, sonrasında kimi oyuncuların, yönetmenlerin sinemaya kazanılmasında Sezer Sezin’in önemli katkıları vardır.

“Sezer Sezin’in bulduğu bir hikâye ile Hürrem Erman kararını verdi ve ‘Damga’ adını koyacakları filmi Adapazarı’nda çekmeye koyuldular. (…) Baş erkek oyuncunun, elektrik idaresinde çalışırken Sezer Sezin’in zoruyla filmde oynamaya razı olduğu söyleniyordu. Adı Memduh’tu. İleriki yıllarda sinemamızın sözü edilen yönetmenlerinden biri olacaktı.”(Lütfi Akad. Işıkla Karanlık Arasında) Sözü edilen başrol oyuncusu Memduh, filmde Turhan Ün adıyla oynayan sonraki yılların usta yönetmeni Memduh Ün’dür.

“Sezer Sezin Damga filmindeki başarısına Vurun Kahpeye filmindeki başarısını da katarak Türk sinemasının ilk gerçek yıldızı oluyor.” Bu cümleler de Lütfi Akad ustanın Işıkla Karanlık Arasında adıyla yayınlanan anılarından.

Söz Sezer Sezin’de

Fikret Arıt’ın ‘Güzel Yuana’sını okumuştum. Bunu film yapalım dedim. Hürrem Erman Okudu, çok beğendi ve hemen bunu senaryo şekline getir dedi. Seyfi Havaeri o zaman filmler yapıyordu, yönetmen olarak onu seçtim, filme (Damga) başladık. O ara Şakir’le çalışan, hesap işlerine bakan Lütfi Akad, Hürrem’le tanışıyor, sonra benle tanıştırıyor Hürrem. Arkadaş oluyoruz. Biz bu işlere girince Lütfi Akad da bizim muhasebemize, mali işlerimize bakmaya başlıyor. Sonuçta biz Damga filmini yaptık. Bir hafta oynasın diye biz böyle can havliyle bakarken dört hafta oynadı. İlk beni meşhur eden Damga’dır. Damga damgalamıştır Türk sinemasını. Arkadan Vurun Kahpeye gelince işte Türk sinemasının ilk yıldızı oldum. Yıldızlık benim için o kadar önemli değil, tabii yıldız olmak çok parlak bir şey. Oğuz Aral’ın söylediği bir şey vardı benimle ilgili söyleşisinde, ‘Yıldızlar ekseriyetle oyuncu değildir ama Sezer Sezin hem oyuncuydu hem de yıldızdı’ demişti. Sezer Sezin, iyi bir oyuncuysa, yaptığım işi iyi yapıyorsam benim için başarıdır.”

     Damga filmi çekilirken yönetmen filmi tamamlamadan ayrılır, filmin birkaç sahnesini Lütfi Akad tamamlar. “Vurun Kahpeye filmini çekeceğimiz zaman Hürrem, ‘kim rejisör olacak’ diye sordu. Ben de ‘Lütfi olacak’ dedim. ‘Nasıl olur’ dedi. ‘Lütfi hepsinden bilgili, hepsinden kültürlüdür. Tiyatro’yu, sinemayı bilir’ dedim. Hürrem teklif ediyor, kabul etmiyor.” Sezer Sezin’in ısrarlarına hayır diyemez Lütfi Akad ve Sezer Sezin’in iknasıyla başladığı bu ilk yönetmenlik denemesinde başarılı olur.

Vurun Kahpeye

   “Toprağınız toprağım, eviniz evim; burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım”

Vurun Kahpeye Halide Edip Adıvar’ın 1926 yılında yazdığı ve Kurtuluş Savası’nı anlattığı romanıdır. Kitabın kahramanı idealist bir öğretmen olan Aliye’dir. Şehit bir babanın ve veremden ölmüş bir ananın tek çocuğudur. Roman onun Dar-ül Muallimat’tan (o zamanki kız öğretmen okulu) mezun olduktan sonra Kurtuluş Savası sırasında geldiği kasabada yasadıklarını anlatır. Dar-ül Muallimat Osmanlı’nın dağılma sürecinde bürokrasinin “yeni insan” yaratma kaygısıyla açılan okullarından birisi olarak idealist ögretmen yetistirir. (Dar-ül  Muallimin de Erkek Ögretmen Okulu’dur.) Aliye, bekâr ve güzel bir kadın olmasından dolayı kasabada herkesin dikkatini çeker ve dedikodulara maruz kalır. Ama Kuvayı Milliye’ye yakın olan Ömer Efendi ile o yöredeki Kuvayı Milliye birliklerinin bası Tosun Bey tarafından korunur ve Tosun Bey’le nişanlanır.

Düşmanın köye girmesiyle beraber köyde Kuvayı Milliye’nin varlığından hoşnut olmayan iki yobazın kışkırtmaları sonucu, düşmanla işbirliği yaptığı gerekçesiyle linç edilir. Kitap, Aliye üzerinden cumhuriyet ideolojisini ve cumhuriyet insanını anlatmaya çalışır.

Kurtuluş savası dönemi romanlarında kurtuluşun İstanbul dışında olacağına dair umutlarla köy idealize edilmeye başlanmış ve o dönem edebiyatçıları köye gönderdikleri subaylar ve öğretmenleri romanlarında konu edinmişlerdir. Bu karakterler halkı aydınlatmaya çalışmıştır.

Yine bu dönem romanlarından Reşat Nuri Güntekin’in eseri “Çalıkuşu”na bakıldığında, orada anlatılan ögretmen Anadolu’nun çeşitli köylerine gitmesine rağmen, roman “Vurun Kahpeye”ye oranla hayli romantiktir. “Çalıkuşu”ndaki ögretmen bir ideal ile yola çıkmamıştır; aşk acısı ve inadı onu köylere düşürmüştür. Oysa Aliye’nin en büyük dileği köy çocuklarına bir umut olmaktır. Bu yüzden de kitapta ve filmde okuldan mezun olurken ettiği yemin tekrarlanır. “Toprağınız toprağım, eviniz evim; burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi!”

  

Üç Farklı Uyarlama

Halide Edip’in romanı 1949 yılında Lütfi Akad, 1964’te Orhan Aksoy, 1973’te Halit Refiğ tarafından sinemaya uyarlanmıştır. Üç filmin de yapımcısı Erman Film’dir.

İlk filmin yapım sürecinden yukarıda söz etmiştik. Filmin oyuncu kadrosunda da Sezer Sezin (Aliye), Kemal Tanrıöver (Tosun), Settar Körmükçü (Hacı Fettah), Vedat Örfi Bengü (Uzun Hüseyin), Temel Karamahmut (Düşman Subayı) Arşavir Alyanak (Ömer Efendi) Mahmure Handan (Gülsüm Hala) vardır.

Orhan Aksoy’un 1964 yapımı filminde Aliye öğretmeni Hülya Koçyiğit, Halit Refiğ uyarlamasında ise Hale Soygazi oynamıştır.

Uyarlamalardaki ayrışmada önemli iki önemli ayrıntı vardır. Biri Aliye’nin, anne yadigârı yüzüğünü satarak bayrak kuması alması ve bu bayrağın öldükten sonra üzerine örtülmesi. Diğeri de kasabanın “yobazı” olan Hacı Fettah’ın galeyanı ile kasaba halkının Aliye’yi linç etmesi. Her uyarlama bu iki bölüm başta olmak üzere yapıldığı döneme göre farklılıklar içerir. Bu farklılıkların yönetmenlerin sinema dili ve duruşlarıyla ilgili olduğunu söyleyebiliriz

Linç sahnesini Lütfi Akad kasaba dışına çıkarmıştır. Orhan Aksoy’un yaptığı uyarlamada yer daha belirsizken, Halit Refiğ herkesin gözleri önünde, kasaba meydanında öldürtür Aliye’yi.

Lütfi Akad linç olayını genel planda alarak, olayı toplumsal bir olgu olarak görür. Aliye haricinde kimsenin yüzü gözükmez. Kalabalık/yığın vurgulanır. Yine Akad’ın uyarlamasında Aliye’nin ölüsü bayrakla hemen örtülürken Refiğ’in yaptığı uyarlamada Aliye’nin kanlı cesedi ön plandadır. Yığının görüntülerinden çok Hacı Fettah ve Uzun Hüseyin belirgindir.

Aksoy’un uyarlamasında, Aliye öldükten sonra elinden nişanlısının hediye ettiği madalyon çıkarken, Halit Refiğ uyarlamasında küçük bir Kuran çıkar.

Mesut kara

About bu benim köyüm ekibi

Related Posts

Leave a Reply

*