11 Mar '15

bu benim köyüm ekibi

2 Shares

ŞEHZADELER ŞEHRİNDEN KÖMÜR KARASINA

  1. Yol hikayesi Manisa …İşim belkide bu…
    ben bu yolu,
    yolları seçtim.
    ”Uzak diye bir yer yok” benim için.
    Doğusu yada batısı ülkemin…Karadeniz’i, Güneydoğu’su, Torosları yada Kssapıdağı hiç fark etmez….Çünkü yolları seçtim bağlanmak için yeni dostluklara… Bağlandımda kapı gibi açılan koca koca yüreklere..
    İşte bu sevdadır ki hep çağırır beni, yol ve yol hikayeleri…
    Yeterki insan olsun sonunda.!!!
    Güneş değil serçeler başlatıyor burada sabahı…
    3000 yıldır sanatkarların susmayan sesi yankılanıyor şehrin her yerinde; insanlığın ilk çağlarına ait; kilise olup, kral mezarları olup,tapınak olup ,agora olup , kale olup, çeşme olup, külliye olup,cami olup,ev olup…
    Tunç devrine ait mezarlar (Kırkağaç köyünde) Paleotik çağa ait fosil ayak izlerine kadar gidiyor kronolojik geçmişi…
    Katip Çelebi’nin Cihannümasında, Evliya Çelebi’nin ise Seyahatnamesinde “Ab-ı hayatlı yer” diye bahsettiği, Hititlere, Akalara, Friglere, Romalılara, Bizanslılara, Selçuklulara, Saruhanoğullarına coğrafya olmuş ve Osmanlının veliaht şehzadelerinin ”Saruhantahtı” yani “Manisa sancak beyi ” olarak atadığı ve tahtın en yakın varisinin böylece belirlendiği yer; Manisa.
    Mmondoros’un 7.maddesine dayanarak Yunanlılarca işgal edilen ama kurulan 10 tane müdafaa cemiyetiyle Yunana kabus yaşatan ve direnişi kırıp geri püskürten Dumlupınarlaysa zaferi yaşayan ama 3 yıl boyunca düşman çizmesi altında ezilen, çiğnenen Manisa.1923’ de Saruhan diye vilayet olan, 1927 de Manisa olan, Atamızı 7 kez görmüş Manisa… Cumhuriyetimiz ilan edilmeden önce halkın desteğini almak için milli mücadele sırasında halkı bilgilendirmek için cumhuriyetten sonra da devrimlerini açıklayıp tanıtmak için.
    Yani bu topraklar ne krallar,ne beyler,ne paşalar ne şehzadeler gördü ama Süleymanın oğlu gibi nam-ı değer Sarı Selim kadar eğlenceye düşkününü, ayyaşını, kabiliyetsizini, korkağını, idareden yoksununu hiç görmedi. Bir sancağı dahi idare edemeyenler taşıdıkları kan sebebiyle koca devleti yönetmeye muktedir oldular ve onlardan yürüyen soyun soysuzluğu bir anda ülkenin kaderi haline geldi… Allahtan gözü kara bir kumandan güneş gibi doğdu da ülkemin üstüne Manisa da dahil bütün memlekette doğan her çocuğun babası belli oldu; soyadımız ”….polos”, ”….yan”,…kovski” olmaktan kurtuldu.
    Ticaret yollarının geçmesi sebebiyle zamanında, zamanından önce gelişmiş bir yer Manisa. Doğayla insanın uyumlu yaşamasının ortaya çıkardığı görsel bir şölen Manisa. Mesela; Ulu Camiden gördüğün şehir manzarasını düşünüyorum düşünüyorum da tarif edecek bir kelime bulamıyorum. Sanki bütün şehir ayağının altına serilmiş yağcı bedir halısı gibi kök boyalı, zarif, ağır başlı, sık dokulu, eski Türk motifleri yüklü ve tabi ki paha biçilemez. İnanç turizminin kalbidir Ulu Cami; türbeleri,  kitabeleri ve külliyesi Türk ahşap oymacılığının ve Malakari sanatının en harika örnekleriyle dolu olduğu için demeye dilim varmıyor çünkü ya Muradiye külliyesine ne demeli?
    Muradiye külliyesi mimarların mimarı Sinan’ın Anadolu’daki tek eseridir. Her eserinde olduğu gibi bunda da çinilerde sır altı tekniği uygulandığı için renklerin güzelliğini canlılığını doğaya nasıl yüzyıllardır direnişi anlatamam size. Sanki dün yapılmış gibi her şey. O yüzden görmeniz lazım derim… Ama Sinan görememiş eserinin son halini bir abdest alıp şükür namazına duramamış içinde. Çünkü projelendirdiğinde ve yapmaya başladığında 90 yaşındaymış. Ama zamanın mimarları bir araya gelip aynen onun çizdiği gibi tamamlamışlar Muradiyeyi.  Muradına erememiş o yüzden Muradiye; o yüzden ağlar durur içinde hep bir yeri.
Manisa’dan bahsedip de mesir macununu es geçmek olmaz değil mi? 473 yıldır kutlanan bir şenliktir mesir şenliği. Biz bu 41 çeşit baharatın karıştırılıp şifa olarak dağıtılması ve yenmesini Merkez Efendiye borçluyuz aslında. Çünkü zamanında Manisa Sancağında görevli Yavuz Sultan Selim’in eşi Hafsa Sultan hekimlerin teşhis koyamadığı bir hastalığa tutulmuş ve günden güne erimeye başlamış ve merkez efendi denilen zat gidip şehzadeye “Ben eşinizi iyileştirebilirim sanırım” deyip kolları sıvamasaydı bu şifalandırma işine, biz de bilemeyecektik tadını o mucize macunun.Keşke anneanneciğimde ben düz duvarlara tırmanmadan , ağaçtan ağaca atlamadan,mahalledeki bütün erkek çocuklarına diş bileyip en ufak bir yamuklarında onları tekme tokat dövmeden, o çocukların ana babaları bizim kapıya dayanıp ta “Sizin kızınız bizim oğlanı fena pataklamış” demeden, bütün gün beygir gibi Beykoz’u turladığım halde hiç yorulmadığımı, bütün vücudumda yaralar ve çıbanlar çıkmadan önce fark edebilseydi mesir macununun çok kuvvetli bir yiyecek olduğunu. Ve 10 yaşındaki bir çocuğa her gün 2 yemek kaşığı yedirilmemesi gerektiğini… Ahhh anneannem ahhh! Nur içinde yatsın. Kişiliğimin ve hayatımın tek mimarı olan eşsiz insan.
mani1 Manisa; tarzanıyla, üzümüyle, toprağı rengindeki insanlarıyla, yaşayan pazarlarıyla 3000 yıllık bir tarih…Pazarda tanıdığım Raziye teyze seni unutur muyum hiç. Bahtın rengindeki o utanç atmosferinden bahsetmeden bitirebilir miyim hiç Manisa’yı. Raziye teyzenin eşi Somadan kömür ocağında çalışıyormuş. Ellerinin, yüzünün, kaderinin karasına inat bembeyaz bir yüreği varmış kocasının. En büyük isteği kız evlatmış. 4 erkeğin üzerine gelmiş işte Özlem Bahar. Hoş gelmiş sefa gelmiş. Hep el üstünde tutulup hep çok sevilmiş. Ama babası onun 19 yıl boyunca her şeyini görmüş te en büyük arzusu olan evlendiğini, kızının allı duvaklı gelinlik giydiğini görememiş. O yüzden gelinlik giydiği gün özlem baharın gözünün yaşı hiç dinmemiş; yağmur çamur dememiş babasının mezarına gitmiş. Bilirim bu ülkede babalar erken ölür; çok ağır şartlarda çalışırlar, çok ağır şartlarda yaşarlar, hele ocakta çalışan çocukların babaları daha da erken ölür. Çünkü onlar bile bile girerler maden denilen o ölüm kuyusuna, o ölüm karanlığına. O yüzden her biri ya grizu patlamalarında ölür ya da ciğerleri biter, kan kusar ölür. Hem de sofraya ekmeğin yanına tarhana çorbası da koyabilme pahasına. Aynen Özlem Bahar’ın babası gibi. Ama hiç bir hükümetin gözü görmez onları ve orada yaşananları. Her faciadan sonra teftişe gidilir, sözde cezalar kesilir. Ama daha haftası dolmadan yine unutulur maden ocaklarında çalışan hem de ölümüne çalışan insanlar. Kara elmas derler adına; bütün dünya piyasalarını beyazı kadar alt üst eder borsada, ama onu çıkartmak Türkiye gibi ülkelerde can pahasına.

Daha fazla uzatmayayım en iyisi, çünkü dokunacak yine yanlış uygulanan yasalara ve yasa çıkarıcılara
hadi eyvallah

İlkay Geyikoğlu

About bu benim köyüm ekibi

Related Posts

There is One Comment.

  1. Birgi’yi gf6rmeden gezmeden seidvm.Kastamonuluyum bizim de konaklarımız var.Ama siz internette kendinizi e7ok gfczel anlatmışsınız..Aralık ayında gelip gf6rmeyi ve gezmeyi dfcşfcnfcyorum.Gf6nfcl dolusu Gfczellikler diliyorum

Leave a Reply

*