18 Şub '15

bu benim köyüm ekibi

2 Shares

TARİHİ BİR YAPININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Tarihi bir yapının düşündürdükleri: ( veya  bizim ermeni dostlarımız vardı)

İstanbul Kartal daki  merkez köprüsünden kuzeye baktığınızda büyük bir yapı görürsünüz. Bu yapı ermeni yurttaşlarımızın ibadet ettiği Surp nişan kilisesidir. Bu  kilise 1776 senesinde inşa edilmiştir, tarihi bir binadır.
Vaktiyle her gün, sabah saat  08 de ve öğleden sonra saat 15.00’da olmak üzere iki kere kilisenin çanı çalardı.. İbadet için minareden ve kiliseden çağrıda bulunanların birbirlerine saygı vardı. Ezan ve çan sesi birbirine karıştığını hatırlamıyorum..
bundan 30-40  sene kadar önce her pazar  Ermeni yurttaşlarımız ibadet için bu kiliseye gelirlerdi. Kilise çevresi uzaktan gelen insanların arabaları dolup taşardı.
Kilisenin bulunduğu soğanlık caddesi üzerinde bir sürü ermeni evi vardı. Kilisenin bulunduğu sırada  yine kilisede zangoçluk yapan İstephan ve eşi Mari’nin oturduğu ahşap bir bina vardı. Karşı sırasında  madam Koharik, Pepron halanın evi vardı. Ona ermeni çocuklar hala dediği için bizde hala derdik. Daha ilerlerde madam  Araksiya  ve Torkom çorbacının bulunduğu ev vardı. Yetvart ağabey  uzun boylu yakışıklı bir delikanlıydı. Elektrik işlerine çok aklı ererdi. Hatta Kartal camiinin hoparlör kurma işini o yapmış denildiğine göre de hiç ücret almamıştı. Verjin ve Drdat evli fakat çocukları yoktu. İkisi de çok iyi insanlardı.
Madam Siranuş, Yahinak ve Hırant çorbacı, Aghavni teyze, Jirayn ağabey ve bakkallık yapan Hosep efendi… Aklıma gelen diğer ermeni dostların isimlerinden bazıları…
Bakkal  Hosep kitap satan tek bakkaldı. Babamla beraber her ay sel yayınlarından çıkan “Atatürk” serisine ait kitapları almak için Hosep’in dükkanına giderdik. Hala saklarım o kitapları…
Rıhtıma her inişimizde Garabet amcanın meşhur limonlu dondurmasından yerdik. Garebet amcanın   Nubar  adında bir çocuğu  vardı. Biz yaşlardaydı. Bütün oyunlarımızda aramızdaydı. Hiç bir dışlama yoktu. Çocukça bir sevgi ile kardeşçe oyunlarımızı oynardık.
Bizim oturduğumuz başkan sokağındaki evimizin  tam karşısında papazın evi vardı. Bahçesindeki kuyunun suyu buz gibi olduğundan yaz aylarında karpuz ve su testilerini sallandırırdık içine. Papazın adı Dikran, karısının adı Mannig hanımdı. Mannig hanım arasıra kahve içmek için anneme gelirdi. Sakin ve hoş sohbet bir kadındı.. Bir oğlu ve iki  kızları vardı. Oğlu Kevork ağabey çok candan bir insandı. Kızlarının adları  Şake ve Horop’tu..  Ablamla çok iyi arkadaştılar. Birbirlerine gidip gelirlerdi. Horop daha sonra evlendikten sonra ikiz çocukları olmuş ablam onları görmeye gider ve büyüdüklerinde de çocukları  gezdirirmiş.
Babam öldüğünde Kevork ağabey taziye ziyareti için evimize geldiğinde  gözleri yaşlar içindeydi. Babamdan bahsederken ” Ben ikinci babamı şimdi kaybettim” demişti.. Ve babamın onlara yaptığı bir iyilikten bahsetti. O zamana kadar ben de bunu bilmiyordum. Rahmetli babam ve annem yaptıkları iyiliklerden hiç bahsetmezlerdi.
Azınlıkta olan yurttaşlara özel olarak çıkarılan hiç de adil olmayan “Varlık vergisi” adı altında bir vergi yüzünden tüm mallarına el konulmaması için babam evini açmış tüm kıymetli mallarını muhafaza etmiş. Çocukluğumda hayal meyal hatırlıyorum büyük odanın kapısı kiliydi. Kapı kolunu açmak için zorlardım.Annem de” Oraya girmek yok” der, beni oradan uzaklaştırırdı.
Ermeni evleri kiliseye yakın yerlerdeydi. Kiliseye gelir temin için sıralı olarak üç dükkan vardı. Birinde o zaman kocası zangoçluk yapan Madam Angel bulunurdu. Ufak tefek, düğmeden ipliğe kadar manifatura malzemeleri satardı.
Ayrıca kilisenin yan tarafındaki küçük toprak olan kısımda maydanoz yetiştirirlerdi. Annem eve maydanoz gerektiği zaman  ” Maydanoz almaya git ” der elime bir yirmi beş kuruş tutuştururdu. Bilirdim maydanoz  kiliseden alınırdı.
Her ağustos ayının ortalarında “Üzüm bayramı” yaparlardı. Kilisenin bahçesinde kazanlarda pişirilen etlerin kokusu tüm mahalleye yayılırdı.
Bir gün önceden arabalarla getirilen kasa kasa üzümlerin kilise bahçesine taşınmasına yardım ederdik.Dikran ağabey de bize birer salkım üzüm verirdi.Hemen yakındaki çeşmeye koşar üzümleri yıkar ve bir güzel  yerdik.
 Dikran  ağabey çok güzel klarnet çalardı.Kartal’ın biricik  orkestrasında çalardı.Biz sokakta top oynarken oradan geçiyorsa hemen bize katılır bizle beraber bir müddet top oynardı. Daha  sonraları Amerika’ya göç etti.
Bütün bu insanlar bir zamanlar bizlerle beraber dostluk içinde yaşamışlardı.Ne onlar bizi ne de biz onları “Ayrı” olarak görmüştük.Paskalyalarında onları tebrik ederdi büyüklerimiz.Onlarda bizim dini bayramlarımızda “Hayırlı olsun” kutlaması yaparlardı.
O günler insanların birbirine saygı ve sevgiyle baktığı bir zamanmış.
……Kilisenin önünden geçerken kapısının açık olduğunu gördümİ.içeriye girdim.Bahçe inşaat malzemeleri ile  doluydu.O sırada yanıma kilisenin koruyucu olduğunu tahmin ettiğim bir kişi geldi.
-Merhaba,hoş geldiniz, dedi,
Sıcak bir karşılamaydı.
-Hoş bulduk. dedim ve bu mahallede vaktiyle oturduğumu kiliseyi merak ettiğim için geldiğimi söyledim.Adının Setrak olduğunu öğrendiğim koruyucuya  birkaç resim çekebilir miyim diye sorduğumda.:
-Tabi buyrun çekebilirsiniz, dedi.
Kilisenin dışarıdan üç poz resmini çektim.İçeriden de çekebilir miyim dedmi.Ona da “Evet ” dedi.Beraberce kilisenin içine girdikİiçeride restorasyon  çalışmaları yapılıyor.Bir kaç resim de içeriden çektim.
Restorasyon bittikten sonra da resimlerini çekmek isterim, dedim.
-Tabii buyurun, dedi.
İnsan bir ibadet mabedinde daha derin bir duygu içinde bulunuyor.Burada insanlar kendi dinlerinin  inançları gereği ibadet etmişlerdi.Ve yine özgürce ibadet  etmelidirler.Çağımız anlayışı da bunu gerektiriyor zaten.Toplumların zenginliği de
yelpazenin değişik renklerini bir arada tutmaktan geçiyor.Gökkuşağının güzelliği de bunda zaten.
Toplumlar da tıpkı gökkuşağı gibi olmalı…

 

Hasan Gündüz Arıkan

15.11.2014

About bu benim köyüm ekibi

Related Posts

Leave a Reply

*